Yazar: Ayşe Kadıoğlu Yıldız

Ayşe Kadıoğlu Yıldız Ben suskunluk denen sahile demir atmışken, düşmanlık değil de büyük pişmanlıklar besledim. Benim suskunluğumdan haklı çıkacağını sansan da, ikimizde biliyorduk insanlığın bodrum katından asla çıkamayacağını. Değil güneşi ya da gökyüzünü görmek, gözlerinin payına sadece çamurlu ayakkabılar düşecek. Ve ah denen o güç seni öyle saracak ki bildiğin bütün duaları unutacaksın. Yeniden doğmak için, bütün yanlışları bütün yalanları…

Ayşe Kadıoğlu Yıldız Biz ki tüm biletleri kale arkası aldıkYine de eksik geldi yetmedi sayımızaHayat tiyatrosunda her dem figüran kaldıkBaşrollük bir senaryo düşmedi payımıza Biz ki erken yol alıp yinede geçemedikKötüyü eleyip de iyiyi seçemedikŞöyle ağız tadıyla oturup içemedikŞeker yerine tuzu kattılar çayımıza Biz ki mecbur tutulduk dinledik her yalanıYıllardır yaşıyoruz fikrimizde talanıKemanlara yükledik nağmelerde kalanıAkordu bozuk bir ses verdiler…

Ayşe Kadıoğlu Yıldız Kadının kadın olarak görülmediği coğrafyalardan geldim. Silinmişti oralarda ihanetinin ayak izleri. Ve bir son bulmuşluğun hikâyesiydi Fırtınada kaybolan hayallerim. Oysa bahtım beyaza boyanacak diye her duanın yakasına bir âmin iliştirmiştim… Dik dur acıdan beslenme dedikçe, her molada acı ısmarlandı. Annemin gülüşü asılı kaldı yalnızlığımı yitirdiğim aynalarda. Gölgeme, gözlerinin rengi düştü gökyüzünden. Avucumda, kimsesiz avuntularla öylesine kucakladım ki…